the beat goes round and round...

bir aya yakın olmuş yazmayalı.(bana öyle geliyor) bir ayda birçok şey değişiyor, şarkılar değişiyor çünkü, en çok şarkılar değişiyor, şarkılar değiştikçe ruhlar değişiyor ve ruhlar değiştikçe şarkılar. "soul is the prison of the body" demişti ya hani, o da bambaşka bir gerçeklik tespiti olarak duruyor sağda-solda ("önce sağ adımını at" der hep babannem, ufuk uras'a oy verdi ama en son, torun manipülasyonunun olduğu yerde gül biter neticede). şarkılar değişiyor ama eski şarkılar da hep buralarda aslında, sanki üst üste yığılıyorlar, inşaat molozları, talaşı gibi etrafa saçılıp gözleri, genizleri yakıyorlar. tarih böyle bir şey zaten, akmıyor ama birikiyor. yaşlıların kamburları var ya, işte ondan oluyor.

hastalıklı biçimde dinliyorum şu sıralar, müziğin sesinden kendi sesimi duyamaz oldum diycem ama benzer cümleleri çok fazla kurduğumu düşünüp kendimi tekrar etmekten korkar oldum, korkumdan müziği duyamıyorum (her türlü numara mevcut bizde).

bir ses çıkarmak, bir şekilde ulaşmak, sesimi bir yerlere duyurmak. bunu yapabilmek için bağıra çağıra şarkı söylemek, jigsaw olmak, uçmak, dokunmak, bulutlara, kuşlara, güneşe değil ama ay'a. hep ay'a. en güzel ay'a. beraber düşmek. en dibe. sonra yeniden çıkmak. düşmek. çıkmak. düşmek. çıkmak. düşünde bir ay'la çıktığını ve düştüğünü görmek.

gökkuşağında bu düşüşün ve çıkışın müziğini yapan bir garip radyokafa var.
bir garip radyokafa olmasaydı oturur müzik yapmayı deneyebilirdim, şimdi bağırıp çağırmakla yetiniyorum, bir de loop'a almakla. üstüme yok, lastfm'deki kalpli pijamalarımdan ve bakırköy raporu görünümlü listemden anlayabilmek bedava. ama ayda 2.99 dolar verirseniz hanginizin profilinize baktığımı da özel mesajla söyleyebilirim.

günün sorusu şu:
ay'da bir evim olsaydı, ay'la evlenmiş olur muydum?

bir aydır yazmıyorum.
bir ay'dır,
o.

-ah, radyokafa, ne güzel buralar.
dedi.

-ay'dır o, ay'dır.

kork. sev. seviş.

come on and let it out, sonra da...
önce de olabilir.

(ve ayşeler de yiyebilir. )

Bu Bir Kış gecesi Değil




"yazı yazmak, doğası gereği, yalan söylemekle iç içedir. bu zaten genel olarak kabul gören bir yaklaşımdır. benim daha da ileri götürerek savunmaya çalışacağım duruş, yazma eyleminin yalan söylemek dışında yaratıcı/kurucu/inşa edici herhangi bir vasfı bulunmadığını düşünmemdir. bir yazar, yalancı olmaktan öte hiçbir şey değildir. ve yazar, yalan söylediği sürece, her şeydir. bir kral, bir çöpçü, bir doğrucu, bir yalancı, bir belgeselci, bir kurgucu, bir aptal, bir zeki ve bir yazar'dır. bu kimliklerin hepsine sahip olabilir bir yazar, sadece ve sadece yalan söyleyerek. burada bahsedilen "yalancılık", sadece kurgu türlerinde eser veren yaratıcılar için geçerli değildir. kağıda dökülen her cümle, -türü ne olursa olsun- genetik buluşlar hakkında br makale, kürtajın serbest bırakılmasını savunan feminist bir bildiri ve hatta komünist manifesto, yalan söylemektedir. bunun nedenini marx'ın ve de tüm yazarların ahlaksız olmasında aramak aptallıktır. marx'ın yalancı olmasının nedeni, yazının doğasında saklıdır. bir kalem ve bir kağıt, bir daktilo, bir klavye ya da henüz karşılaşmadığım bir başka teknolojik aygıt, yazı yazan kişiye dünyanın en büyük gücünü verir. bu güç, sınırsız bir güçtür. bu güç, yaratmanın gücüdür ve yaratan insan, hayalgücü ve kullandığı aygıttan aldığı güçle tüm gerçekliği yeniden kurma kudretine sahiptir. burada, yazının paradoksal doğası devreye girer. sınırsız olduğu sanılan yazı yazma gücü, yazarı yalan söylemekle sınırlar. dünyanın, galaksinin, evrenin tüm heterodoks gerçekliğini cümlelere indirgeyen, onlar arasında ortodoks hiyerarşiler kuran, iddia eden -ki evrenin anlaşılmazlığı düşünüldüğünde, iddia etmek en büyük günah olmalıdır-; john'un beyninde aynı anda çalışan binlerce nörondan sadece birkaç yüzünün bir araya gelmesiyle oluşan bir düşünceyi "düşündüğünü" aktaran, aynı anda olan binlerce sevişmeden sadece ahmet'le ayşe'ninkine odaklanan; azaltan, küçülten, çarpıtan, siyah-beyazlaştıran ve bütün bunların farkında olan yazı, yalanların en büyüğüdür."
*****

bu yaz çok fazla deplase oldum. kış geldiğine göre artık ("bir kış gecesi eğer bir yolcu" adında bir blog açtım, normalde bu bile yeterdi kışın gelmesi için ama, bir de hava 20 derecelere düştü. kış geldi), bir döküm yapmak gerek. yaprakları kopmak için birbiriyle yarışan bir not defteriyle, şehirleri ve ülkeleri geçtim. gezdim, gördüm, yazdım. acıdan burkuldum, eğri büğrü oldum, yazdım. okudum, anlamadım, yazdım. okudum, "ben daha iyisini yazarım" dedim, yazdım. yapraklar uçtu, sayfalar dağıldı, cümleler birbirine karıştı. eve döndüğümde, ucu bucağı olmayan kelimeler, başı sonuna bağlanmayan sözler, kafa karışıklıkları ve yarısını kimbilir nerede bıraktığım, mavi bir defter kalmıştı. bütün bunlardan yeni bir anlam yaratabilmek için, bilgisayara aktarmam gerekiyordu yazdıklarımı. normalde erteleyeceğim, ders notlarımın arasında unutacağım, öteleyeceğim bu işi, "bir kış gecesi..." hızlandırdı sanırım.

bunun, birbirine bağlanan birkaç sebebi olabilir. yaz boyu, okuduklarımda ve yazdıklarımda, tek bir temanın etrafında gezindim. ya da şöyle demeli, okuduklarımı ve yazdıklarımı ben hep o tek temayla iliştirdim bir şekilde, belki ve çoğunlukla beceriksizce. "yazı", "yalan" ve "bir benlik inşa etmek" arasında, kelimelerden çizdiğim belli belirsiz bir alanda yaşatmaya çalıştım o temayı. belki de bu yüzden bu blog'un adı "bir kış gecesi eğer bir yolcu", belki de bu yüzden "varolmayan şövalye" tarafından yazılıyor. buraya yazılan yazılar, yazılara yapılan yorumlar, yorumlara verilen cevaplar, link verilen "ötekiler" ve kullanılan resimlere arasında, anlatılamayacak ama bazen hissedilebilecek, kelimelere dökülemeyecek ama okunabilecek bir ilişki var ve bu ilişkide, işte o temayı buluyorum. şöyle formüle edebilir miyiz: bu blogdaki her şey yalan bir benliğin inşasına katkıda bulunuyor, ve bir kış gecesi eğer bir yolcu, çoğunlukla yazılardan oluşuyor.
hayır.
yeterli değil.
unutulmaması gereken şey,

bu bir pipo değil.


*****

"kendimden nefret ettiğim anlar oluyor. kendimden başka hiçbir şey olamadığım anlar. en büyük eserim, ben'in, işlevini kaybettiği, aynı anda zeki, yakışıklı, kültürlü, etkileyici, kıvrak, seksi, yetenekli olamadığım, yalancılığımı bir önceki sahnede unuttuğum, sadece ve sadece kendim olarak kaldığım anlar. hamlet'i tutkuyla oynayan bir oyuncunun, tam da "olmak ya da olmamak" demesi gereken anda, "ben iktidarsızım." demesiyle karşılaştırılabilecek bir gerçeklik kayması, gerçekliğe dönüş, yaratıcılığın sonu..."

Eyy Ahali

“Tırnovada cadılar türedi . Gün battıktan sonra evlere dadanmaya başladı. Zahireye dair un, yağ, bal gibi şeyleri birbirine katar ve bazen içlerine toprak karıştırır. Yüklüklerde bulduğu yastık, yorgan, şilte ve bohçaları didikler, açar, dağıtır insanların üzerine taş, toprak, çanak ve çömlek atar, hiç kimse bir şey göremez. Birkaç kadın ve erkeğin üzerine saldırmış. Bunlar çağırıldı, soruldu: “Üzerimize sanki manda çökmüş sandık“ dediler. Bu yüzden mahalle halkı evlerini başka yana taşımışlardır. Kasaba halkı bunların cadı denilen habis ruhların eseri olduğunda ittifak etti. İslimye kasabasında cadıcılık ile tanınmış Nikola adındaki adam getirildi ve kendisiyle 800 kuruşa pazarlık edildi. Bu adamın elinde resimli bir tahta vardı. Mezarlığa gider, tahtayı parmağının üzerinde çevirir resim hangi mezara bakarsa cadı o mezardaki habis ruh imiş. Büyük bir kalabalıkla mezarlığa gidildi. Resimli tahtayı parmağında çevirmeye başlayınca resim sağlıklarında yeniçeri ocağının kanlı zorbalarından Tekinoğlu Ali Alemdar ile Apti Alemdar denilen iki şakinin mezarına karşı durdu. Mezarlar açıldı. Cesetler yarım misli büyümüş, kılları ve tırnakları da üçer dörder uzamış bulundu. Gözlerini kan bürümüş, gayet korkunç idi. Mezarlıktaki bütün kalabalık bunu gördü. Bu adamlar sağlıklarında her türlü pis çirkin işi yapmış, ırza, namusa, mala saldırmış, adam öldürmüş Yeniçeri ocakları kaldırıldığı zaman her nasılsa yaşlarına bakılarak cellada verilmemiş ecelleri ile ölmüş kişilerdi. Sağlıklarında yaptıkları yetmezmiş gibi şimdi de halka habis ruh olarak tebelleş olmuşlardı. Cadıcı Nikola’nın tanımına göre , bu gibi habis ruhları defetmek için cesetlerin göbeğine birer ağaç kazık çakılır ve yürekleri kaynar su ile haşlanırmış. Ali Alemdar ile Apti Alemdar’ın cesetleri mezardan çıkarıldı. Göbeklerine birer ağaç kazık çakıldı ve yürekleri bir kazan kaynar su ile haşlandı. Fakat hiç tesir etmedi. Cadıcı “bu cesetleri yakmak gerek” dedi. Bu hususda şer’an da izin verildi ve iki yeniçerinin mezardan çıkarılan cesetleri mezarlıkta yakıldı. Çok şükür kasabamız da cadı şerrinden kurtuldu”

Burjuva

Burjuva

Lâpseki son derece kasvetli bir yer. Havası çoğunlukla kapalı gökyüzü hep gri tonunu korumakta. Havası sıkıcı ve boğucu. Çoğunlukla bu bölgede Burjuva aileleri yaşamakta. Kent yaşlanmış insanlar gibi ciddi ve yorulmuş. Yola devam edemeyecekmiş gibi. 7 günün altısı yağmurludur burada hatta yazları bile insanların tüylerini diken diken edici bir soğuya sahiptir. Şu an bile hava gürlüyor. 3 kişilik üzerinde ahtapot desenleri olan ten renkli koyluğumda şimşeğin çakışı kalp atışlarımı hızlandırmakta. Hayatta veda etmeden önce Melisa ile gidip son oyunumuzu oynamalıyız.

Lapseki 1954( Çanakkale’nin bir İlçesi)

Eldivenlerdi taktım. Yok şu bildiğiniz eldivenler beyaz plastik doktorların giydiği eldivenler. Melisa’ya da giymesini söyledim. Fakat o Dario Argento posterleri öpmek ile meşguldü. Çok seviyor benim geyşa ruhlu kankim o yönetmeni. Babasının hayranlığından ötürü o da aşırı derecede Argento hayranı onu Giallo filmine götürmesen herhalde bana küser. Yoksa öldürür mü? Derdim ne benim hep yönetmenlere atıfta bulunuyorum. Artık dışarıdaydık. Yağmur çok şiddetliydi. Yanımızdaki bahçesinde pembe tavukların bulunduğu eve bakıyorduk. Çimenler yeni ekilmiş gibi yemyeşildi. Ev bembeyaz ve 2 katlıydı. Melisa hep böyle huzurlu bir evin içinde yaşlanarak ölmek isterdi. Aslında bende böyle bir ölüm isterim. Fakat burjuva ailelerine acılı ve yavaş ölümleri yakıştırıyorum. Ölümleride soylu olmalı keman eşliğinde mesela. Haha sinirim onlara. 2 aydır onları izliyor sütlü badem banyosu yapmalar masayı ters çevirip oturmalar,götlerine buzlu badem sokmalar( İlginç fikir J)

Melisa evin kapısını hızlı hızlı çaldı. Kapıyı son derece zayıf sarı saçlı,mavi gözlü bir kadın açtı. Parmağına yeni mavi oje sürmüştü. Burnuna sert bir yumruk indirdim. Kanları milyon dolarlık parkeye akıyordu. Boğazından tutarak salona götürdüm. Çocuk baby tv’nin jenerik müziğini dinliyordu. İşte soylu bir ölüm. Kadını koltuğa fırlattım. Dün geceden hazırladığın halatla onu bağlamaya başladım. Melisa mutfağa girdi. Sanki eviymiş gibi bıçağı aldı. Hizmetçi kızın kafasını lavaboya tutarak yapıştırdı. Kanlar saçların arasından yavaşça akıyordu.

Sonra bebeğinin yanına oturdu. Kanlar ayağıma gelmişti. Bravo Melisa bebeğin boğazını kesmişti. Neyse ki müzik çok uzundu. Bebeği oyuncakların arasına sıkıştırdı. Bıçakla kadının boğazını yavaşça keserken, melisa koltuğa uzandı. Bir sigara içiyordu. Elleri kanlar içindeydi. Zaman kaybetmeden yukarı çıktım. Çocuk odasında rock müzik dinliyordu. Kapıyı kırdım. Çocuğun saçları bu yaşta hipi gibiydi. Bıçağı aniden karnına soktum. Duvara fırlattım. Yerde sürünüyordu. 5 Lt kandan sonra nasılsa ölecekti. Oda da vakit kaybetmeden banyoya girdim. Baba yıkanıyordu. Perdeyi araladım. Göğsüne açımadan bıçağı soktum içinde çevirdim. Kanlar kanalizasyona karışıyordu. Küçük sarışın kızları beni gördü. Kaçıyordu onun ellinden tuttun bacağına hızlı bir darbe indirdim. Bacağı kırılmış olmalıydı. Melisa kapıda beni bekliyordu. Kızı kucağıma aldım.

Bir süre sonra orman içinde yürüyüşe başladık. Ağaçlar çok sıktı. Yürümekte zorluk çekiyorduk. Göle ulaşmak üzereydi. Oduncu bize gülerek “Yine mi kız kesiyonuz hadi hayırlısı kasap et istiyor ona da ayırın şerifte size para vericekmiş bilmiyom artık uğrayı verin gayri” dedi. Kız şaşırmıştı. Bu arada gölü yanında onu yere attım. Diz çöktü. Ağlıyordu. Melisa tabancayı çıkardı. Ve ateşledi. Kız gölün sularının arasına karıştı. Sarıldık. Melisa’nın ağzından kan akıyordu. Bıçağı çoktan ona sokmuştum. Şimdi evdeki köle kızlarla yalnız başıma istediğim eğlenceyi yapacaktım. Cebimden Dario Argento resmini çıkarttım onu üstüne attım. Bütün burjuvalardan nefret ederim. Onlar sanki bilirler sokakta yaşamak ne demektir? Peki ya onları neden mi öldürdük? Onlar evin içindeydi...

İndirim(Komik Bir Anı)

http://www.magusa.org/Haber/101104indirim.jpg
Hani şu mallarınızın elinde kaldığı zamanlarda yaptığınız indirimleri ya da market sahiplerinin yaptıklarını biliyor musunuz? Evet konumuz indirim. Fakat başımdan geçenleri anlatarak bir komik anımı paylaşmak istedim. Benim zamanımda mahallenin en sonunda bir giyimci vardı. İnsanlar oranın kalitesine hayrandı fakat mallar son derece el yakıyordu. Bu yüzden insanlar uğramazdı. Para biriktirik mezuniyet gecesi elbisesi almak için oraya girdim. Takım elbiselere bakıyordum. Az sonra yanlış zamanı seçtiğimi anlayacaktım. Camda koskocaman İNDİRİM GÜNÜ yazısı görmemiştim. Bunu farketmem ile kadınların içeri doluşması bir oldu. Aç köpekler gibi indirimli malları alıyorlardı. Giyerim giymem bakmıyorlardı. Hepsi kendinden geçmiştim. Manzara korkunç bir hal aldı. 45 beden bir kadın 80 beden elbise almıştı mesela... Ona teyze bu sana büyük gelir dediğimde ise ben onu daraltırım gibi mantıksız cevaplar aldım. Aralarında sıkışmak cabası hiç hareket etmedim. Ellerim yanlışlık ile mahrem yerlere çarpsa beni tacizci diye oracıkta linç ederlerdi. Bundan sonra buradan kendime ders çıkardım. İndirim olan mağazaların önünden bile geçmiyorum. Geçmem,geçmeyecem,geçirmezsiniz...

Yorumsuz

İstediğim Yöne giderim


Sinirliyim. Artık bıktım. Yok şu yöne gidelim,yok böyle gidelim.Olmaz kardeşim sen bana ne karışıyorsun yaa. İstediğim yöne giderim. Sen beni çekiştireceğine kendi gideeğin yönü seçsene bak bakalım. Karışma bana Allah bana akıl ve fikir vermiş istediğimi yaparım. Sen beni çekiştirme tamam mı? Bir her yerim kopacak o olacak.Dvd markette girerim film alacağım. Hemen tavsiye eder kesinlikle şunu al der. Ya nerden biliyorsun ben aksiyon seviyorum. Belkide korku hayranıyım. Kitapçıya gidersin yine aynı şeyler. Ya belki ben o kitabı okudum ya da yazarı sevmiyorum. Ama yok aynı sınavı kazanırsın yok şunu yaz salak olma. Sana ne kendimi mutlu istediğim yöne giderim. Sen bana akıl vereceğine kendine akıl versene. Ama yok ille çok bilmiş gibi davranacak olur mu? İşte çok yardımseveriz ama insanların özel zevklerinede karışmayın artık. Bir yerde durup düşünmeliyiz. İyi niyetliyiz iyi de bu iyi niyet insanların tepkisini alıyor mu?

Vampir Dediğin Nedir?

Vampir hakkında 1 yıldır araştırma yapıyorum. Ve yanlış anlamsız o kadar çok şey var ki...Filmler,diziler,kitaplar,televizyon programları ve sonunda bilgiler.
Hayaletlerin ve kötü ruhların geniş dünyasında,vampirlerden korkunç,onlar kadar tiksinilen ve nefret edilen,ürükütücü ve büyüleyici cazibiye sahip başka bir figür yoktur. Vampir ne hayalletir ne de kötü ruh fakat ikisininde özellikleri bünyesinde barındırır.(monteque summers)

Eğer bu dünyada kesin bir şey varsa o da vampirlerin var olduğudur.Bunun kanıtları saymakla bitmez;Polis,cerrah raporları,rahip ve yargıç gibi ünlü kişilerin sözleri...Bunun yanı sıra vampirlere kim inanır ki?

Hız-güç-dayanıklılık-soğuk ve beyaz ten-ölümsüzlük ve cazibe.Büyüleyici koku...http://www.kaliteliresimler.com/data/media/1117/vampir.JPG

Ve tabut aslında yalandır. Sadece bir gece uyurlar yani ilk vampir oldukları zaman sonra tabutta gereksinim duymazlar. Kalbine hançer saplanmak edebi eserler yazarların uydurmasından başka bir şey değildir. Kazıkta öyle...Güneşte kül oldukları sadece bir destandır. Çıkarlar ama güneş tenleri elmaz gibi parlattıkları için fark edilirler. İnsan kanı onlara çok tatlı gelir. Fakat sadece hayvcan kanı içerek yaşayabilirler. Ama hayvan kanı çabuk soğuduğu için tercih etmezler. İnsanlar onların ağızlarını sulandırır.

Önsöz

Nasıl öleceğimi hiç düşünmemiştim desem yeridir(aslında son bir kaç ay,bunun için geçerli nedenlerim vardı!)düşünmüş olsaydım bile,böyle olacağını asla tahmin etmezdim.
Soluğumu tutarak,upuzun odanınkarşı tarafına,avcının karanlık gözlerine baktım. O da memnuniyetle bana bakıyordu.
Elbette güzel bir ölüm biçimiydi bu;bir başkasının yerine ölecektim. Sevdiğim birinin yerine. Hatta soylu bir ölümdü.Bir anlam ifade ediyoru.
Forks'a hiç gitmeseydim,ölmeyeceğimi biliyordum. Şu anda ölümle yüzleşmek zorunda kalmayacaktım. Ama ne kadar korks korkayım,kararımdan dolayı pişmanlık duyamıyordum. Hayat sizi beklentilerinizin çok ötesinde bir düş sunduğunda,sona geldiğinizde üzüntü duymanız mantıklı değildir.
Avcı,beni öldürmek için ilerlerken, dostça gülümsedi.

http://1.bp.blogspot.com/_i4LgKgH3tZs/SiU18r3nltI/AAAAAAAAAMQ/_dCoQ3J1gTA/s400/Twilight_New_Moon.jpg
"Ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme.Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün."
Yaratılış 2:17


Alerji

Dostlarım size yazamıyorum ellerimde eldivenler ilaç sürmüş canım acıyor. Ne oldu diyeceksiniz? Bende çok şaşkın ve kızgınım. Ama kendime kızıyorum. Alerji yüüznden elimde kızarıklıklar çıkmaya başladı. Şimdi 2 adet kremi durmadan sürüyorum. Doktor istediğin kadar sür dedi. bende onu dinliyorum. Hapımıda içtim. Ama ellerim yanıyor. ' gün içinde düzelir dedi. Hiç inanmıyorum ama işşallah dediği gibi olur. Yoksa blogta benim yazılarımda mahrur kalacaksınız. Bu arada filmrazzi.com sitesinden yazarlık teklifi aldım. Yakında beyazperde.mynet.com'a transfer edilirim. Konumuza dönelim alerji oldum. Malum yazamıyorum siz bana destek çıkın. Yorumlarınızı bekliyorum. Ahh aman tanrım. Bulaşık deterjanına alerjim varmış. Kaşıkçı temizlik eşyalarının allah belasını versin. Ne adi mallar yapıyorlar. Yok töbe bir daha asla deterjan kullanmayacağım.

Link: Horror Films of the 80s - A Thrilling Tribute

Brüno


Pop'un Kralını ilaçlar mı öldürdü? Bu arada, Brüno filminden bir M. Jackson sahnesi çıkarıldı!

(27 Haziran 2009) Müzik dünyası en uzaklardaki yıldızını çok genç yaşta kaybetti.

Tüm dünyada medya bu önemli ve gizemli müzisyenin ölümünü ve tabii ilginç yaşamını konuşuyor.

Jackson'ın doktorları konusunda bir belirsizlik olsa da, aşırı dozda aldığı ilaçların ölüme sebebiyet verdiği söyleniyor. Bu arada sanıldığı kadar zengin olmadığı, 500 milyon dolar borç bıraktığı ve daha pek çok şey yazılıyor.

Onun ölümü sinema dünyasında da yankı buldu. Bir yandan ünlüler Jackson'ın ardından açıklama yaparken, Brüno filmindeki bir sahnenin de çıkarıldığı açıklandı.

Söz konusu sahnede Michael ve kardeşleri başta olmak üzere, Jackson ailesi ti'ye alınıyordu.

Bir Kadının Seks Günlüğü

Havalar ısınınca sinemaların karakteri değişir; filmlerin kalitesi düşer. Kışın pek uğramayan erotik filmler ortaya çıkar. Aşırı sansür yiyen Bir kadının seks günlüğünün başarısız olacağını düşünmüştüm. Ben filmi beğenmesem bile seks kelimesinin geçmesi bile tonlarca insanın yazın bu filme akın etmesi engellemeyecektir. Seks sinemasının sanatsal bir amacı yoktur. Sadece gişede para kazanmak isterler. Fakat seks unsuru en iyi korku sineması kullanır. Ama internetin gelmesi ile seks piyasasında hızlı bir düşüş oldu. Artık bunları insanlar evlerinde rahatça izliyorlardı.

Bir kadının Seks günlüğünün başarısız bir yapım olduğunu size bas bas bağırıyorum. Ben gittim izledim. Zamanlarıma yazık oldu. Fakat salon doluydu. Filmi izlerken herkes birbirinden utandı. Ama insanlar nostalji olsun seksi ev perdede izleyelim diyerek bu filmi izleyeceklerdir. Bu filmin en entrasan yanı kadının kaç adamla seks yaptığını saymak oldu. Ben sayılarını unuttum. Giden olursa sayısını yazsın lütfen çok sinir bozucu bir durum...

Mustafa Türkan

Umacılar

Umacılar

Sokak çok karanlık. Düşmekten korkuyorum. Sokakta 2 lambadan başka ışık saçan bir cisimde yok. İnsanları neredeler? Kimse yok mu? Peki ya ses seste mi yok? Bu siyah cübbeli adamlar hala peşimdeler. Neden beni izliyorlar? Tanıdık birileri mi yoksa düşmanlar mı? Bu zamanlardaki anne ve baban bile seni öldürür. En yakınına bile güvenme derdi dedem. Haklı mıydı acaba? Ses yok, ışık yok beni nasıl takip ediyorlar? Durmamalıyım. Biliyorum ya da hissediyorum kötü bir şeyler sıkıntı yapıyorlar. Bana astsal seyahatte görmüştüm. Evet, bunlar o siyah varlıklar bu sefer siyah cübbe giymişler. Soğuk ve sıcakta yok şimdi. Rüzgârın esentisinide hissetmiyorum. Ama hava olmalı hala yaşıyorum. Yoksa öldüm mü? Öldüysem burası da benim cehennemimdir. Ayaklarımın bileklerine sanki bıçak sokuyorlar da kanın akışı canımı acıtıyor gibi. Evlerin hepsi siyah uzaktan seçilmiyor. Benim evim nerde? İnsanlar yoksa… Ama bu sabah insan doluydu her yer belki de ben şu kötü hastalığa tutuldum. Evet, şizofren oldum. Başka açıklaması ne? Yoksa ben uyurken gökyüzü insanlarımı yuttu. Aman tanrım elbette bunlar babamı öldürenler…Nasıl olmuştu?

Yıl 1949

Babama astral seyahat gücümden bahsettiğimde inanmamıştı. Ama ben onları gördüm. Umacıları biliyorum. Onlar âlemimizle aramızda olan kapıyı her zaman yoklarlar. Beni kullanıyorlar. Babam onlar sadece yaramaz çocuklar için gelir dedi. Bir zamanlar ona da gelmiş o söz vermiş bir daha yaramazlık yapamayacağına ama yapmadı mı? O gün sözünde durmadığı anladım. Kapıyı aralamışlar. O iğrenç dişlerini birbirlerine sürtüyorlardı. Babam onları görünce bir şey yapmadı. Ayakları yok olmuştu bile. Bana dönerek “Onlardan kaçamazsın evlat “ demişti. Beni ellemediler. Ama şu an benim için gelmiş olmalılar.

http://www.maviustun.com/images/ensor/1805528942_b079214b47.jpg

2009

Çok yaşlandım. Ama koşmalıyım. Beni izlerken geçtikleri yerleri de yiyorlar. Demek ki kıyamet böyle bir şeymiş. Ayakları çok hızlı hareket ediyor. Melisa’ya söz vermiştim. Onu ziyaret edecektim. Hani çiçek alacaktım ona. Ama yapamadım. Belki de şimdiden bir akşam güneşi oldu. Beyaz meleği gördü. Ve ince bir tül çekilmesiyle kuşa dönüşüp gitti dünyamızdan… Ona itiraf edemeden.

Kaçmalıyım! Geliyorlar anneme göre kesik kafa kurban edersen kaçarlardı. Ama anneme güvenemezdim. Her şeyi abartılarla anlatırdı. Ama efsanelerin gerçekleşmesi mümkün değil miydi? Ne demişti onlar için? Annem bu o da koşuyor benle “ Evlat zamanım az. Beni pür dikkat dinle. Umacılar insan kafası kurbanına seni bağışlar. Anneannen dedeni öyle kurtardı. Heybesindekini vererek. Ama ben hiç yapmadım. Emin olamam. Unutma onlardan kaçamazsın oğlum. Onlar seni bulur. Onlar Umacılar…Kokunu her yerde alırlar. Açlar sonsuzluğu yeseler doymazlar yavrum” diyerek toz olup dağıldı. Beynimin bir oyunumu bunlar. Bilmiyorum çıldıracağım tanrım. Ölmeyi arzulatan şeylerdi umacılar. Beni yerlerse canım acıyacak mıydı? Sırf bunu bilmediğim için koşuyorum. Gözyaşlarım hemen kuruyordu. Neden şimdi? Benim yapacak işlerim var. Ben uslu bir çocuğum. Ninesi yanımda belirmişti şimdide “Hayır uslu bir çocuk değildin. Kız kardeşini boğarak öldüren ben miydim? Sen suçlusun umacılar senin için geldiler. Şimdi hepimiz onlarla yüzüyoruz. Sende bizimle yüzeceksin. Sonra uçacağız umacılarda balon ve şeker çok” dedi. Heybesini gördüm,içinde bir şey vardı. Ağlayarak “ Nine heybendekini ver.Canım acıyacak” dedim. Ayaklarım yok oldu. Ninem yürüyordu. Heybesinden akan kana baka kaldım. Yavaş,yavaş yiyorlardı. Tadımı sevmişlerdi. Canım acıyordu. Çığlık atıyordum. Ama sessim çıkmıyordu. Ağzımdan bir yudum aldılar. Kan akmıyordu. Gülüyordum,balonları ve şekerleri vardı. Yüzüyorduk. Sizde yaramaz çocuklarsanız sizinde tadınıza bakacaklar. Çünkü biz onların ağızlarının sularını akıtıyoruz.. Çünkü onlar Umacılar. Ben gördüm. Sizde göreceksiniz onlarda şeker ve balon var. Sonra yüzeceğiz. Hepimiz yüzeceğiz. Sanki kurtulabilirmişiz gibi sanki kaçabilirmişiz gibi…

Mustafa Türkan

Kimim ben?


Hasan kardeşim kendi tanıtan bir yazı yaz deyince bende hemen yazayım dedim. Bu arada ilk olarak belirtmek istediğim bir şey var. Korkunun ahlaka aykırı olmadığını anlatmak istiyorum. Çünkü çoğu insan korkuya ahlaka aykırı gibi bakıyorlar. Ve öcü görmüş gibi tersliyor. Bunlar sadisttir diyorlar. Lütfen bana bu yorumlarla gelmeyin.

Ben Kim miyim?

Ben Kimim?

Adım:Mustafa

Soyadım:Türkan

Ben…. Ben kimim.Yaşayan bir beden….Yaşamaya çalışan bir can….Kimim ben??.. İnsanoğlunun yaratıldığı altı günden birinde yaratılmış,bu bedene verilmiş bir ruh….Kimim ben??….

Hayatımda değişmeyen tek şey yazmak oldu.Şiir yazmak,öykü yazmak,roman yazmak.Yaşadıklarımı,yaşananları,öfkeleri,sevgileri,isyanları dile getirmek kalemle.

Cinsiyet Erkek, Aslan Parçası

Kan Grubu 0 Rh (-)

Medeni Hali Bekar

Burcum Balık

Özelliklerim: İnsanlar ile ilgili herşey beni ilgi alanımdır. Klasik,rock müziklerden hoşlanırım. TArihin gizemli dünyası her zaman beni içeri çeken bir deniz gibidir. Konuşmaktan çok düşünmeyi daha çok severim. Ama son derece sıcaklıyımdır. Kendi hakkımı sonuna kadar korurum. Sinemaya ilgim 7 yaşında başladı. Ve en sevdiğim türün korku olduğunu kısa zamanda anladım. Ve şimdi inanılmaz derece korku severim. En sevdiğim yazar Stephen king,en sevdiğim yönetmen ise Alexandra Ajadır. Ama dario argneto hayranıyımdır. Korku alt türü olarak gore,splatter ve istismar sinaması ilgimi çeker. En sevdiğim korku karakteri ghost face’dir.

Ve en sevdiğim kitap Twiligh “Alacakaranlık”tır. Eh beni tanımanız için satırlar yetmez ama kızasaca kendimi tanıttım.

Sanal Alemde Kullandığım Nickler: Semum13,vforvendetta,stephenking,semum666

Multiplayer Oyun Geçmişi: Bir zamanlar semum13 nicki ile Halo ve Counter Strike ile uğraştım. S4 lig de semum5 ile bir süre ilgilendikten sonra knıght onl,ne,metin 2,İstanbul kıyamet vaktinde takıldım.

Sinema zevkim Hakkında az bilgi verdim. Ama tam bir Quettin Tarantino Hayranıyımdır. Türk filmleri arasında ayrım yapmamaya özen gösteririm.

Televizyon: Televizyon izlemeyi severim ancak af görün kü yerli dizilerden arka sıradakiler ve unutma beniden başka dizi izlemem. Yabancı diziler olarak ise;

Two and a Half Men, According to Jim, Lost, Simpsons, Seinfeld, Married With Children, Las Vegas, CSI:NY, How I Met Your Mother, Sopranos, Rome,Dexter,south park,Famiky guy…

Müzik Zevkim: Sıkı bir Rock ve Metal müzik hayranıyım. Ama bu aralar Slow’da dinliyorum.

İçecekler:Tam bir kola manyağıyım. Ayranlarıda çok severim. Marka vermek istemiyorum. Reklam olur belki…

Yiyecek: Seçim yapmak istemem ama pilav ve taze fasulye özellikle tercihimdir.

Ruh Halim: Huzurlu

Hayattan Beklentilerim Hayatımı öncelikle huzurlu bir biçimde geçirmek istiyorum. Bunun içinde hem ruhi, hem de maddi olarak belirli bir refaha ulaşmanın gerekli olduğuna inanıyorum. Maddi olarak rahat ve lüks yaşayabileceğim kadar para kazanma beklentim vardır… Ev, araba, lüks tüketim… Ruhi olarak da huzur verecek bir yaşam birlikteliği beklentisi içindeyim ömrümün sonuna kadar.

Birinde Aradağım Özellikler Beni etkilemeli, muhabbeti sıkmamalı, konuşurken zorla dinlememeliyim, güzel bir görünüş ve güzel bir espri anlayışı olmalı. Beni özel hissettirmeli. Zekası ile zekamı hırpalamalı, şaşırtmalı, uğraştırmalı….

Favori Korku Filmlerim: Teksas Katliamı,Sınırda,Çığlık,İçerde,It,Halloween,The Thıng,Hostel,Evil Dead,Cannıbal Holoust,Sodom’un 120 Günü,Suspiria,28 gün Sonra

Sevdiği Korku Türü: Gore,Okült,Yapı bozuculuk,Vampir,Yamyam,Aile Korkusu,pisikolojik Gerilim

Favori Film Karakteri: Michael Myeser,Leatface,Ghost Face,Jack Torance.

Favori Yönetmenler: Stephen King,Michael Haneke,Eli Roth,Dario Argento,Aleksandra Aja,Queetin Tarantino,Robrt Rodrigez,Clive Baker.

Favori Aktör: JAck Nicholsan,Katyh Bates,Asia Argento,

Favori Replik: Ooo Sorun nedir Georgie? Balon istiyorsun değil mi?

Mustafa Türkan

Kimim ben….Yalnız bir adam?….Düşmüş bir mahkum?…..Kayıp bir ruh?….Arayışlar içinde bir kul?…..Kimim ben.

Michael D-E-A-D

O bir pop ikonu, o bir efsane, o bir yıldız... ama en uzaktaki yıldız, o çok bilinmeyenli bir denklem! Pop'un Kralı Michael Jackson hayata veda etti.Ne kadar sevmediğim biride olsa sitede haberini yapmam lazımdı. Allah rahmet eylesin.

Dünyada Albümleri çok satsada,milyonlara sahip olsa da,milyonlarca hayranı olsa bile o bir insandı. Onun da bir gün öteki dünyaya göçmesi gerekecekti. Aklımızda siyahi ve terbiyeli bir insan olarak kalması dileğiyle...Yaptığı bütün yanlışları unutmalı son kezde olsa "iyi" bilirdik demek boynumuzun borcudur.

Alice bekletmeden Gel

Bana mustafa sineyorumu bırak bloggerda açın dediklerinde bedava sitemdeki sayfalarıma bakarak ve da ettim. Zor olmuştu. İlk göz ağrımıı bırakmak ama bıraktım. Artık her konuda buraya yazacağım duyun sesimi.

Şimdi konumuza gelenlim. Konumuz malum Alice harikalar diyarı...
Tim Burton, dünya edebiyatının en ünlü eserlerinden "Alice Harikalar Diyarı'nda" yı (Alice in Wonderland) sinemaya uyarlıyor. Film için Tim Burton ile Johnny Depp yine bir arada.

Tim Burton'un yönetmenliğini üstlendiği, dünya edebiyatının en önemli eserlerinden Alice Harikalar Diyarı'nda filminin çekimlerine, 2008 Mayıs ayında başlandı. Filmin gösterim tarihi olarak, 2010 yılı öngörülüyor.

Lewis Carroll'un kitabını, Linda Woolverton senaryoya uyarladı. Carroll'ın şimdiye kadar pek çok kez sahnelenen ve televizyona uyarlanan eseri, ilk kez beyazperdeye taşınmış oldu.

Filmde, Alice rolünde 18 yaşındaki Avustralyalı Mia Wasikowska, 'çılgın şapkacı' The Mad Hatter rolünde ise Johnny Depp rol alıyor. Anne Hathaway filmde Ak Kraliçe'yi, Helena Bonham Carter ise kötü kalpli Kızıl Kraliçe'yi canlandırıyor.

Filmde Alan Rickman, Michael Sheen, Crispin Glover ve Christopher Lee gibi ünlü isimler de yer alıyor.Görsel açıdan son derece bizi tatmin edecek gibi görülen film çok sağlan artık beklemekteyiz. Çabuk gel Alice...









Tema seçmek...

Öff çok sıkılıyorum son günlerde. Bir blog açıyorsun çok ilgilenmen lazım değil fakat bir tema seçmelisin. Yok sıkıcı olmayacak,bayıcı olmayacak ve gözü yormayacak...Bence bunları hiç dikkatte almayın. Bir blog açtınız. Adını koydunuz. Şablonu seçtiniz. Hazır temaların olduğu bir siteye girin. Hadi bende girdim. Vay be çokta varmış. Hepside güzel. İnce elek sık dokumak lazım. Ama hepsini deneyecek zaman da yok. Hemde sıkıcı oluyor. O zaman sizi en iyi anlatan temayı bulun. Ziyaretçiyi düşünmeden alın uygulayın. Amatörce olursa da olsun. Önemli olan bu blog sizinse sizi anlatması değil midir?
http://www.google.com/help/hc/images/docs_69070b_en.gif
Ama blogta önemli olan her zaman yazılardır. İçten olursanız ziyaretçiler temaya bakmazlar onun içindeki içtenliğe,düşüncelere ve anlam arayışını isterler ve takipçiniz olurlar. Demek ki herşey temayla şablonla olmaz. Takmayın kafanıza...İl lede güzel olsun diyorsanız en iyi 5 tane seçin arkadaşlarınıza sorun hangisini tercih ederlerse onu kullanın. Addiyosss!

Melisa'nın Sessizliği

Melisa'nın Sessizliği

Adam eski ahşap masasının üzerindeki daktilosunda hızlı bir şekilde yazısına devam ediyordu. Aslında bu eve taşınmasının sebebide buydu. Küçük bir ev olmasına rağmen ormana yakınlığı adamı kafasını dağıttıyordu. Hem yaban domuzu avından da son derece zevk alıyordu.
Adamın gözleri keskinleşti. Pisikolojisi bozuk seri katiller gibi bakıyordu. Alnındaki terler gün ışığına gelince parlıyordu. Heyecanlı bir sahne olmalıydı. Adamın daktilo ile dansı devam ederken karısı yavaşça yanına geldi.Ve bardaktaki kolayı ses çıkarmadan masaya bıraktı.Kadının ten rengi çok soluktu. Saçları bakımsız ve dağınıktı. Çok sayıda kepek uzaktan bakınca bile görünüyordu. Dişlerinden bir kaçı eksikti. Adamın yazdığına bakıyordu. Adam yazmaya devam ederek" Bütün gün orada durup beni mi izleyeceksin" dedi. Kadın istifini bozmadan "pardon hayatım. Ama günlerdir yazıyorsun. Daha adını bile bilmiyorum."dedi. Adam zora ki bir gülümeseme ile "Kitabın adı melisa'nın sessizliği kızımda keşke sessiz olsaydı. Ama ağlamaktan susmuyor velet."
"Biliyorum hayatım.Ben gideyim bu arada seni seviyorum"
Kadın koridora girdi. Uzun bir koridordu. Koridorun sonundaki odaya girdi. Pembe bir odaydı. Ama karanlıktı. Küçük bir kız bebği vardı. Çok tatlı ve güzeldi. Masallardaki peri kızları gibi. Kadın başını okşadı. Kulağına birşeyler fısıldadı. Kadın geldiği gibi geri geri odadan çıktı. Koridorda yürümeye devam ederken adam sonsuz bir döngüde takılmış aynı şeyleri yazıyordu. "Melisa Ölmeli,Melisa ölmeli..."

http://medeniyetmektebi.org/mm/images/medeniyet/Sessizlik_0.jpg
Kadının yüzünde artık şeytani bir gülümseme vardı. Masada bıraktığı unlu merdaneyi eline almıştı. Kocasına hadş işi bitirelim dercesine bakış attı. Sanki aralarında bir psijik iletişim vardı. İçlerinden geçirdiği şeylerle konuşuyorlardı birbirleri ile. Adam masanın altına sakladığı satırı çekti. Yeni çetilmiş olmalıydı. Gümüş gibi parlıyordu. Birden kol kola girdiler. Bu sefer o uzun koridoru beraber yürüyordular. Kapıyı açtılar. Bebek uyuyordu. Baba onu yanağından öptü. Kadın10 kere ardı ardına merdaneyi indirdi. Her seferinde ucu daha fazla kanlanıyordu. Kadın merdanenin ucundan damlayan kandan bir yudum aldı. Adam kızın kolunu çekti. Satırı bir kez indirdi. Kol elinde kalmıştı. Zaman kaybetmeden yere attı. Ve yine kol kola girdiler. Onları bekleyen uzun bir koridor vardı artık. Salona ulaştıklarında silahları ellerindeydi. Adam gramofonu çalıştırdı. Alta gracia My love şarkısı çalışıyordu yani harikuladem,aşkım.
Silahlarını bırakmadan vals yapmaya başladılar. Deli gibi dönüyorlar kahkahalar attıyorlardı. Kadın onu boynuna eğildi. öpücük kondurdu. Sıra adamdaydı,adam boynuna eğildi. Ve dişlerini geçirdi. Kadına acı hissetmiyordu "Aşkım daha fazla çocuk yapalım.Başka romanlar yazmalısın para kazanmalıyız. Bak çocukların adlarınıda hazırladım.Mustafa,yasin,can,murat,ömer birininde wherearethevelvets olsun." dedi.
Adam bu sefer daha sıkı ısırıyorduç Kadının sesi kısıldı. Ve bir acı çığlık...

Yüzmek Biçiminde Kaydet

bu masayı, sandalyeyi, odada dolanan ve giderek ağırlaşan havayı, saçlarımı birarada tutan tokayı, aklımla fikrimi birbirinden ayıran sesleri bir kutuya doldurup denize bıraksam, arkalarından bakarken bir şeyleri değiştirmiş hisseder miyim? Nereden başlamalı...

Halbuki bir kutunun içindeyim. Masam ve sandalyem, etrafımdaki hava, kafamdaki toka ve aklım ve fikrim ve onlara kasteden sesler tarafından paketlenmiş durumdayım. Belki de bir denizin ortası burası, bilmiyorum, göremiyorum ki..

Her şeyde bir çatlak var, ışık da içeri oradan sızar demiş cohen kişisi. Kendini bir kutunun içinde hissederken, bu cümleyi terkarlayıp durmak belki de takınabileceğin en serinkanlı tavır. düşünmek değil, kaybetmeyi kabullenmek ya da nefesini idareli kullanmak değil, kutuyu tekmelemek de değil, sadece gözlerinle ve cümlenin içindeki ritimle ışığı bulmak var. Oradan dışarı sızmak, kendini paramparça ederek, yeni bir kabuğa girdiğini farkedene kadar özgür olmak var. Vardır herhalde.


Yazmıyordum bloga, farkındayım. yazmayı düşünmediğim bir zamanın içinde dolanıyorum çünkü. Çemberler çizerken ve o çemberleri daha önce burada bir yerde bazı satırlara anlatmışken bir daha yazmak, aynı çemberi bir de şu sözcüklerle çizmenin bıktıran hazzını duymak istemiyordum. Tıkanıp kalmamalı yazı, eskinin kötü bir kopyası gibi hissettirmemeli. belki de daha çok yaşamak lâzım. Ve daha az üşenmek.

Okumak istiyorum. Denizdeki kutumun içinde içeri sızan ışığı belki de bunun için kullansam daha iyi hissedicem. ben biraz inzivaya çekileyim, daha kalabalık bir yaşam bulayım kendimde.. Sonra da insanlar.

Ne yağdı ama!

2 saattir yağmur yağışı yüzünden elektrikler kesildi. Size yazı bile yazamayacak duruma geldim. Yağmurlar çok yağardı. Fakat böylesini ilk kez gördüm. Neyse ki daha yeter be diye bağırmamla elektrikler geri geldi. Evet şu an yağmur yağmıyor fakat hala gök gürlüyor ne kadar gıcık bir şey olduğunu sizde bilirsiniz. İnsan sinir olur bu sese bazen ise korkar. Korkacak yaşı geçtiğime göre sinir oldum ben...Ama suların sesini dinlemek onların akşını izlemekte başka zevktir iyi bilirim. Hele altına geçip sucuğum çıkana kadar ıslanması yok mudur? Ne güzeldir yağmurun altında. Fakat bu sefer dışarı çıkmadım. Çünkü yağmur tanrının cezasını gibi yerleri parçalarcasına dövüyordu. Yine de saçımı ıslattım pencereden bakarak yağmura. Sonra hani gök kuşağı açar ya bu yüzden severim yağmuru aslında. Sonra çimenleri mis gibi kokutur. Ve şu an havalar çok sıcakken soğudu birden haziranda yazğmur görmekte zordur. Kendimi şanslı hissediyorum. Yağsın nimettir sonra düşünüyorumda ya su olmasaydı. Şu an rahattım ama torunlarımıza bir çöl kalacağı için üzülüyorum. Allah onlara yardım etsin ne diyeyim?
http://www.kaanfakili.com.tr/wp-content/uploads/2008/03/yagmur.jpg

Sensiz Kalamam

Rüzgarın sesi anlatır seni bana.

Sabahın sessizliği, kimseler yok koca dünya ortasında sen kalmışsın ne gidecek yerin var nede duyabilecek birisi. Çaba gostermek istersin olmayacağını bildigi için yorulmak istemezsin düşüncelere kapılırsın saatlerce seni en güzel anlatan saatlerin korkusu sarar bir anda bir kıpırtı hissedersin, hayatın varlığını yasanacakların duygularını getirir sana aynı heycanı bedeninin olmadık yerlerinde hissedersin bu rüzgarın sesidir. Seni bana anlatacak olan bu rüzgar bana yeniden doğmayı, yeniden herseye baslamayı öğretecek olan rüzgardır. Anlatıp geçti seni bana, rüzgarları bılırsın cabuk ve ürkütücüdür etrafına ne bıraktıgını anlamazsın oda oyle gitti, bana bıraktıgı şeylerde aradım seni belki bir ipucu belki yeni bir bekleyiş

Ve sonunda buldum Bana anlatmak istedigi şeyin sırrı senin kalbinin sesiymiş cabuk geçmesine rağmen en önemli yeri atlamadan bana bırakıp gitmiş dinledim saatlerce varlığını hissettim, yaşadım ve gelmeni bekled, kocaman dünyanın sessiz kalan kısmında sende varmışsın sessizliği paylaşırken simdi sensizliği paylasıyorum onunla diyorum bu sefer sesi ile kendisinide getir özlüyorum. Bu zamana kadar getirdiğin sesinde ruhunu hissettim, bir sonraki getirdigin kokusunda bedenini hissettim, bana bu sefer kendini getir kendimin ben olduğunu hissedeyim. Beni birkez daha hayata bağlayacak herseyi ile yeni bir dünya kuracak olan sensin.

Bu kadar sessizlikte sensiz bırakma beni....

Peri Masalı

Yıllar önce, ben gençken
Bir kızı sevdim
O(kız) benimdi ve sevgiliydik
Öyleydi, bu doğru

Bir peri masalına aşığım
Canımı yakmasına rağmen
Aklımı kaçırsamda umrumda değil
Zaten lanetlenmişim ben


Her gün, kavga etmeye başladık
Her gece, aşık olduk
Kimse beni üzemez
Kimse beni göğe çıkaramaz(memnun edemez)

Ne yaptığımı bilmiyorum
Aniden ayrıldığımız zaman
Bugünlerde ona ulaşamıyorum
Yepyeni bir başlangıç yapmamızı kabul ettiğimde

Bir peri masalına aşığım
Canımı yakmasına rağmen
Aklımı kaçırsamda umrumda değil
Zaten lanetlenmişim ben


O(kız) bir peri masalı
Canımı yakmasına rağmen
Aklımı kaçırsamda umrumda değil
Zaten lanetlenmişim ben.